Şimdi hedef Kadıköy Belediyesi...

Nedim Saban'ın Kadıköy Belediyesi ve Caddebostan Kültür Merkezi'ne karşı başlatmış olduğu karalama kampanyası ve iftiraları üzerine Aykut Işıklar'ın yorumu:

Şimdi hedef Kadıköy Belediyesi...
Aynı kişi...


Türkiye Musevileri Hahambaşı Rafael Saban'ın torunu şimdi de sosyal demokrat sanatçı ve politikacıları birbirine düşürüyor. Resmen ortalığı karıştırıyor. Kişisel maddi çıkar hesabı için... İyi niyetli gazeteci, TV'ci ve sanatçı arkadaşlarını kullanıyor. Aslında tatlıcılık yaparak çok da iyi para kazanan bu kişiye 'dur' diyecek kuruluş yok mu? Peki, arkasında kimler var? Bir azınlık mı, yoksa başka güçler mi? Ciddi kurumları nasıl böyle tehdit edebilir, sanatçıları kullanabilir? Yasalarda bunu önleyecek bir kanun yok mu?

Filmi en başa saralım, ne dediğim çok daha net anlaşılır.

Geçen kış... İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Repertuar Kurulu verdiği üç projeyi yetersiz bulup, "Hayır" demişti. Kültür Bakanlığı'ndan da ödenek alamayınca... Devlete ve Büyükşehir Belediyesi'ne savaş açmıştı. Sloganı da çok çarpıcı idi. "AK Parti tiyatroları kapatıp, oraları cami yapacak..." Taksim AKM ve Harbiye Şehir Tiyatrosu'nun önünde bu iddiayı kameralara söyledi. Bu görüntüler, ne yazık ki NTV ve CNN Türk kültür-sanat programlarında defalarca ekrana geldi. Masum sanatçı arkadaşları hatta Genco Erkal gibi iyi niyetli, idealist-efsaneler bile işin içyüzünü bilmeden, dilekçelere imza attı.

Ben de "Geleneksel Türk tiyatrosunu kurtarmak, korumak bu tatlıcıya kaldı" dediğim için ırkçı ilan edildim. Allah'tan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Basın Konseyi hakkımı teslim etti. Şunu da anlamıyorum, bana birisi 'Türk-Müslüman' derse benim ona "Sen ırkçısın" mı demem lazım? Hahambaşı gibi saygın bir din adamının torunu olmuşsan, bununla sadece gurur duy. Ama kişisel hesaplarını tiyatro, sanat, din, politika ile harmanlarsan iş değişir. Benim gibi birisi çıkar...

Tatlıcının şimdiki hedefi Kadıköy Belediyesi ve Başkanı Selami Öztürk... Muhafazakârlardan para çıkmadı bari sosyal demokratlar para versin hesabı olabilir mi?

İdealist tiyatrocu ya, Zülfü Livaneli'nin bir romanını tiyatroya uyarlayacakmış, bilmem kaç bin liraya ihtiyacı varmış. Yani Kadıköy Belediyesi çıkartıp o kadar bin lirayı şak diye tatlıcı beye verecek ve sponsor olacak... Olsa dükkân senin de... Bu zamanda kimde para var. Başkan Öztürk kibarca ve açıkça söylemiş. "Ben çalışanların maşlarını zor ödüyorum. Vermem imkânsız..."

Vay sen misin bunu diyen, para vermeyen? İstanbul'un dört bir yanındaki tatlıcı dükkânlarını dolaşacağına... Kadıköy CHP'nin kalesi ya. "Selami Başkan, Livaneli'nin eserine para vermedi" diye kampanya başlatmış. Çalışmayı sevmeyen, lüzumsuz işler yaparak vatanı kurtaran adam çok... Hele internet ortamında yazan, çizenler... Tabii onları örgütlemek, ortalığı karıştırmak da ayrı bir sanat...

Amerika'da tiyatro eğitimi gören tatlıcı, AK Parti iktidar olduğundan beri solcu oldu ya...

"Solcular yardım etmiyor" diye sokaklarda pardon TV'lerde dolaşıyor. Selami Başkanı beğenen yazarlara, sanatçılara da saldırıyor. Çok şükür ben şimdi rahatım. TV'lerde resmen suçlamalar yapıyor, sanatçıları yine kültür merkezi kapılarına çağırıyor. Bakarsın Dersim'de miting yapıp "Yaşasın Alevi tiyatrocular" filan der.

Haa adamın önüne çıkıp parasını istemişsin, haa internette saçma sapan iftiralar ile korkutmuşsun... Ucunda maddi çıkar var. Şu yapılanlar resmen şantaj değil mi?

Gazeteci ve TV'ci arkadaşlarım lütfen böyle insanlara inanmayın. İşin aslını araştırmadan dolmuşa binmeyin.


İlhan Şeşen ile Fatih Erkoç aynı sahnede buluşursa...

Ben kabare salonu sahibi veya işletmeci olsam...

Ben konser düzenleyen organizatör olsam...

Ben müzik yapımcısı, TV program yapımcısı olsam. hele hele TV'de karar verebilen yetkili...

Ne yapar, ne eder Fatih Erkoç ile İlhan Şeşen'i Türk halkının karşısına çıkarırdım.

Bakın neler olurdu... Bunu düşünmemiş olanlara, (Yıllarca sahne işleriyle uğraşmış Arif Sağ ve Mazhar-Fuat-Özkan'ın ilk solo konserlerini yapan, Rumelihisarı'nda Huysuz Virjin'i halkla buluşturan kişiyim.) bir profesyonel olarak sesleniyorum. Bu projeyi sakın kaçırmayın...

Önceki akşam Caddebostan Kültür Merkezi'ndeki çok özel dinletide bulunan şanslı kullardan biriyim. Dinletinin ismi "İlhan Şeşen Live..." Konuk ise Fatih Erkoç idi. Olayın metni yok. Başlaması, bitmesi, arada geçen tüm sahneler, konuşmalar doğaçlama. Ama nasıl güzel bir olay... İzlerken keyiften çatladım sanki... Anlatmak için kelime depom yetmez. Bazen, Fatih'in Eller Eller şarkısında nostalji yapılıyor, eski sevgili anılıyor, bazen İlhan'ın o ölümsüz bestesi Rüzgar'ında... Sahnede pek çok saz var. Fatih hepsinin ustası. Ama elektrikten teknolojiden yardım almak asla yok. Fatih, piyano başına geçip Frank Sinatra'nın o ünlü şarkısı New York, New York'unu söylüyor, hemen ardından İlhan, "New York'ta her şey var, sadece benim İstanbul'um yok" diyen bestesini... Hele ud ile Münir Nurettin besteleri... Kalamış Sahilleri gibi pek çok şarkıda salondaki herkes doğal vokalist oldu.

Dediğim gibi o gece orada olan herkes çok şanslı. Böyle keyif aldığım sanat olayı son yıllarda olmamıştı. İnşallah akıllı bir adam onları başka yerde size sunacak. Bu kadar iki değerli ve çok özel müzisyeni aynı sahnede aynı şarkılarda bulursanız lütfen beni hatırlayın...

Aykut Işıklar


http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/84282-simdi-hedef-kadikoy-belediyesi-aykut-isiklar-makalesi.aspx

...



...

nasıl bir ölütoprağı serildi bu insanların üzerine,
neler oluyor memleketimde de kimseden çıt dahi çıkmıyor...

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun




ATATÜRK'ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ
Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden, mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî, bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr u zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı!
İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asîl kanda, mevcuttur!

Mustafa Kemal ATATÜRK

Linç...

Bekir Coşkun yazdı...

28.10.2009

TÜRK Ordusu devleti yıkmak istiyor... Ama PKK demokrasiyi kurtarmak için
düğün-bayram çıkageliyor...
Türk Silahlı Kuvvetleri suçlu...
PKK suçsuz...
PKK militanları serbest...
Ama askerler yargılanmalı...
Öyle mi?..
(.........)
Hafta başında; PKK'nın Apo posterleri, bayrakları, üniformaları, sloganları ile
gelişini sevinçle karşıladılar... Aynı haftanın sonunda Türk Silahlı Kuvvetleri'ni
rejimin düşmanı ilan ettiler...
Genelkurmay Başkanı'nı almalı, komutanları atmalı, karargâhtaki subayları içeri tıkmalı diyorlar.
PKK?..
Atlamalıyız boyunlarına...
Türkiye, askerine kurşun sıkanları bağrına basmalı...
Asker tehlikeli...
PKK değil...

*

Niçin bu linç?..
Nedir bu nefret?..
Askerlerin TBMM'den geçmiş İç Hizmet Yasası gereği; irticai faaliyetleri izlediğini, laik cumhuriyet karşıtı oluşumları yakından gözlediğini ve bunları kendi aralarında değerlendirdiklerini (kimisi saçma sapan olsa da) bilmeyen var mı?..
Tabii ki bu eleştirilebilir de...
Ama bu aşağılama, bu hakaret, bu linç niçin?..
Bir ülkenin aydınları ilk fırsatta kendi ordusuna karşı bu kini, bu nefreti niçin
kusar?..

*

PKK'yı dahi baş tacı edersiniz de, size dünyanın en şanlı zaferlerini ve o zaferler üzerine kurulmuş bu cumhuriyeti armağan eden ordunuzu tekmelersiniz...
Ben anlıyorum aslında sizi; Atatürk Türkiye'sini bitirme-tüketme, yerine din
referanslı devlete dönüşme projesinin parçasıdır bu.
Ondandır bu linç...

bcoskun@htgazete.com.tr

Şeyini anladınız mı?..

Bekir Coşkun yazdı...

27.10.2009 17:39
ÇOK bilinmezli, oyun içinde oyun olan, sonu kestirilemeyen, karmaşık ve
anlaşılmaz filmler gibi...
Hani tam “Şimdi anladım...” derken, anlamadığını anlar insan.
Film bittiğinde ise birbirinizin yüzüne bakıp neyi anlayamadığınızı da anlamadan sorarsınız:
“Şeyini anlamadım...”

İrtica belgesi, açılım, Genelkurmay, PKK, yol haritası, Ergenekon, soruşturma, savcı, yaş imza...
İnsan şeyini anlayamıyor...
Fotokopisini çektiğine göre, elinde yaş imzalı belge varken, kurusunu servise koyan ve daha çok Genelkurmay Karargâhı’nda çekmecelerin bulunduğu odada faaliyet gösteren ve belgenin yaşını açılımın kurumasına denk getiren
organizasyonun niceliği ve niteliği...
Bu filmi çözemeyen generallerin topluca “Nefes” filmine giderek, çıkışta “Herkes bu filmi görsün” tavsiyeleri ve o an “Yaşı da varmış komutanım” haberiyle karışan ortamda, açılıma perde arası verilirken, suarede belgenin yaş mı, kuru mu olduğunun konuşulması...
Ve Serdar Turgut’un penis yazısıyla daha da anlam kazanan açılımın geldiği nokta...
Ayrıca Anayasa Mahkemesi‘nin, “irticanın merkezi” olduğuna karar verdiği bir iktidar Türkiye’yi yönetmeye devam ederken... İç Hizmet Yasası‘nda irtica ile mücadele görevi bulunan Ordu’nun çekmecesinde çıkan “irtica ile mücadele belgesi”nin gizli kuvvetler tarafından dışarı sızdırılması karşısında, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin memleket için “tehlikeli” görülmesi...
PKK militanlarının ise vatan için çok “yararlı” olacakları noktasında ulusal bir mutabakatın sağlanması...
Ve arkadaşlarımız televizyonda “Yaş mı da kuru mu...” müziği eşliğinde bir “ABD’nin Ortadoğu projesinin geldiği nokta tartışması“ düşünürken, işte belgenin yaşının ortaya çıkması...

Bir şey anladınız mı?..
Ben biliyorum..
Şeyini anlamadınız..

bcoskun@htgazete.com.tr

Taş ağlar...

Bekir Coşkun yazdı...

21.10.2009 15:07

YANİ şimdi siz PKK terör örgütü militanlarını önde vali, arkada bando mızıka,
çiçeklerle, çikolatalarla, bayram ederek karşıladınız...
Ama ömrünü bu ülkeye hizmetle geçirmiş profesörleri, akademisyenleri,
edebiyatçıları, gazetecileri, generalleri, sanatçıları, henüz kanıtlanmamış “örgüt” iddiasıyla aylardır hapishanelere tıktınız...
Öyle mi?..
Eli silahlı terör örgütü militanı 20 dakikada ifade verdi ve salındı, ama eli kalemli Mustafa Balbay‘ın dünkü köşesinde “229 gündür tutuklu” olduğu yazılıydı...
Üniversite kurup çocuklarınızı yetiştiren, hastane kurup nice can kurtaran Prof. Mehmet Haberal hasta yatağında tutuklu, ama “çocuk katili” dediğiniz insanları kucaklıyorsunuz...
Böyle midir hukukunuz?..
Kanserle boğuşan bilim adamımız Erol Manisalı acılar içinde sürünüyor... O teröristlerle savaşan askerlerimiz demir kapılar arkasında tutsak... Türkan Saylan öldüğü halde kurtulamadı elinizden, sorgulanıyor...
Ama PKK‘lıları bağrınıza bastınız...
Vicdan bu mudur?..
İlhan Selçuk yarım asırdan fazladır “barış-sevgi-huzur-güven-çağdaşlıkhukuk-
demokrasi” üzerine yazılar yazdı, suç oldu... Ama vatana kurşun sıkanların başı Apo‘nun yol haritasına bakıp bakıp teröristleri çikolatayla karşıladınız...
Böyle midir devlet?..

Taş olsa ağlar...
Bir terörist dağdan eksilse hepimiz seviniriz.
Ama bu ne hal?..
Terör örgütünün bayrakları, Apo’nun posterleri, alkışlar, zafer zılgıtları...
Önde vali...
Arkada çiçekçi...
Devlet terörü teslim aldı derken, terörün teslim aldığı devlet midir bu gözüken?..
Hukuk mu bu?..
Adalet buna mı diyorsunuz?..
Vicdanın eridiği, mantığın yanıt veremediği, tüm değerlerin bittiği yerdir burası...
Taş ağlar...
Taş...

bcoskun@htgazete.com.tr
http://www.haberturk.com/haber.asp?id=181044&cat=110&dt=2009/10/21

Son pişmanlığa da ceza indirimi var mı?

- Pişman mısınız?

- Yo-oo, değilim.

- Yaz kızım, etkin pişman, beraatine...

*

- Niye geldiniz?

- Sayın Öcalan söyledi.

- Yaz kızım, örgüt üyesi olmadığına...

*

Sen mesela, hacı emmi!

“Bunlar dinini bilen çocuklar, vatana millete hayırlı olur” diyordun sakalını sıvazlaya sıvazlaya... Nasıl gidiyor sence vatan millet işleri? Sen değil miydin köyün şehidi için fazladan iki rekat namaz kılan... N’olacak şimdi?

*

“Etkin pişmanım” deme bana... O, sana uygulanamıyor maalesef, seninki son pişmanlığa giriyor, kusura bakma.

*

Veya sen, Hatçe yenge.

İftar çadırında, senin paranla sana avanta çorba ısmarlayanlara bi hatim indirmediğin kalmıştı... “Allah devletimize zeval vermesin” diye dualar ediyordun... N’ooldu şimdi o devlet?

*

Ya sen, emekli Ahmet bey.

Kahvede başının etini yedin milletin, eczaneden nasıl bedavaya ilaç aldığını anlata anlata bitiremedin, 20 tane reyin olsa, 20’sini de vereceğini söylüyordun... Nasısın şimdi? Memleketi iki tane aspirine satmış gibi hissediyor musun kendini?

*

Ya da sen, laylaylom Arzu.

“Ay bakamıyorum şekerim, hep cenaze, hep ağlayan insanlar, o perişan çocuklar filan, vallahi yüreğim dayanmıyor, fena oluyorum, kapatıyorum televizyonu, seyretmiyorum artık haberleri” diyordun... Seyrediyor musun şimdi? Aç artık, aç... Ekranlar güzelleşti.

*

Sen, liboşik işadamı Tarık.

Bir taraftan “Ben cebime bakarım azizim” deyip, takunyalıların önünde el pençe divan duruyordun, bir taraftan, utanmadan, Mehmetçik Vakfı’na bağışta bulunuyordun... İster misin, Mehmetçik Vakfı’na yaptığın bağışlar yüzünden başın derde girsin şimdi?

*

Sen, üniversiteli Şebnem.

Sana ders veren hocayı sabahın köründe yatağından kaldırıp, pijamayla tutukladılar, kanser oldu adam kahrından, “neme lazım” dedin, zahmet edip kantindeki protestoya bile katılmaya tırstın, kenardan kenardan araziye uydun... Niye endişeliymişin gibi yapıyorsun ki şimdi?

*

Sen, memur Hüseyin.

Başındaki badem bıyıklı görecek diye, bizim yazıları bile gizli gizli okuyorsun internetten, gammazlanacaksın diye yusuf yusufsun... Zaten o nedenle katılmamıştın Cumhuriyet mitinglerine... Katılsana şimdi PKK mitingine... Sana söyleyeyim, terfi bile edersin belki.

*

(NOT: Bu yazıyı, “İki cihanda lekeli” albümünü heyecanla beklediğimiz Sezen Aksu’nun “Masum değiliz hiçbirimiz” şarkısı eşliğinde okursanız, daha şık olur.)

Yılmaz ÖZDİL
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/12747465.asp